Kullanıcı Menüsü

Kullanıcı adı :
Şifre :

Barbaros Şansal ile Moda Üzerine



Merkez mühendisliğin karşısında ki çatı restoranda yemek yerken gözüme küçük bir ilan takıldı “Barbaros Şansal 1 Mayıs 14.00 MM-25'te diye”. Öğleden sonram boş olduğu için ve başarılı insanlar bakalım nasıl caka satıyolar canlı gözlemleyeyim bir daha diye söyleşiye katılmaya karar verdim. Hızlıca yemeğimi yedim ve söyleşin yapılacağı amfinin önünde solugu aldım. İçeri girip baktığımda 4-5 tane öğrenci oturuyordu. Dışarda da yaklaşık 15-20 kişilik bir grup vardı söyleşinin başlamasını bekleyen. Tam Radyo Saat 14.20 civarına gelince soyleşiyi düzenleyen topluluktan olduğunu düşündüğüm kişilere “söyleşi iptal olcakmı? malum ya egosu yüksek biridir Barbaros Şansal 15-20 kişiye konuşma yapmak istemeyebilir” diye sorucakken haber geldi. Barbaros Şansal “5 kişide olsa konuşuruz canım ne olacak” demiş. Bu haberi duyunca beklentilerim 3-4 katına çıktı birden. Böyle bir laf söyleyen birisi sanırım sadece caka satmıcaktı söyleşi boyunca.

Aslında 1 Mayıs gibi bir günde hala bir çok öğrenci Sıhhiyede polisten dayak yerken söyleşi düzenlemek zamanlama hatası gibi geliyor bana. Gerçektende söyleşi, panel meraklısı öğrencilerin çoğu o gün okulda olmak yerine Sıhhiye'de ki miting e katılmıştı.

Bu haberin üstünden birkaç dakika geçtikten sonra Barbaros Şansal göründü. Bekleyenler içeri geçmeye başladı.

Yerleşmeye çalışırken ayaküstü muhabbetler etmesi ile salona rahat bir hava geldi. İlk muhabbetler bilindik 1 Mayıs anıları vb. şeylerdi. Sonra Barbaros bey söyleşinin başlığını söyledi not alabildiğim kadarı ile “Milli Stratejiler, Renk ve Moda Üzerine.”

Şöylesi şu cümle ile fiilen olarak başlamış oldu; Yaratıcılık demokratik olmayan bir şey. 3 tane dörtgen çizin lütfen diyerek açıkladı tezini. Benim aklıma üç dörtgen çizmek için büyük bir dörtgen çizip içine iki tane dikine çizgi çekmek gelmişti. Barbaros bey ise bir dörtgen çizip içine bir dörtgen daha çizerseniz üç tane dörtgen olur dedi. Bu küçük örnek yaratıcılığın gerçektende dil, din, ırk kültür ve bunlar gibi onlarca şey ile şekillenen bir yetenek olduğunu anlatmaya yetti.

Moda üzerine ilk konu biraz sitem oldu. Barbaros beye göre modacı olunmaz modacı dogulur. Eski metreslerin modacı olması konusunda bende benzer görüşteyim ama nasıl modacı doğulur?. İleyen bölümlerde değinmiş mi bu konuya hepbirlikte göreceğiz.

1904'te başlıyormuş modanın yazılı tarihi. Fransızların İngilizlerden aldığı dikiş tarzını MARK DEPOZE “Tescilli marka” olarak kaydetmesi ile tarihe ilk yazılı moda notu düşüyor.

O günden bugüne moda baya yol katetmiş. Barbaros beyin şöyle bir gözlemi var; artık yeni elbiseler bitti büyük markalar çay kahve verelim diyor müşterilerine, malum büyük mağazalarda cafeler yeni bir akım.

Tektildeki milli pay ülkelerin ekonomileri ile de alakalı; Arjantin'de yabancıların tekstil'deki payı 10% dan 55% çıktığı tarihlerde gerçekleşiyor büyük ekonomik kriz. Hepimiz televizyonlardan izlemiştik Arjantinlilerin marketleri yağmalama götüntülerini.

Milli konular üzerinden devam etti Barbaros bey; nesiller arası kopuluk ilk olarak dil ile başlar sonra çekirdek ailenin zedelenmesi ile devam eder dedi, benim de büyük bir yanlış olduğunu düşündüğüm harf devrimine atıfta bulunarak.

Moda ile ilgili son cümleleri yazıyorum sanırım söyleşi de ki bu paragraftan sonra sosyal konular üzerinde devam etti konuşma, tasarımcı arkadaşlar için üzgünüm. Önceleri insanların giydikleri belli zenne zenne elbisesi, padişah padişah elbisesi köylü köylü elbisesi giyiyor. Tiyatro ve opera ile başlıyor moda. İnsanlar sahnede gördükleri gibi giyinmek istiyorlar artık. Ve moda dediğimiz olay başlıyor.

Peki ya Türkiye; Barbaros beye göre cinsel ve dinsel devirimini tamamlayamamış bir ülke olarak herkesin ve modaların işi zor. Mesajlarını modacılar (eski metresler degil) dolaylı yollar ile vermeye çalışıyor.

Bu arada bir notum var Barbaros beyin sürekli söylediği (nitelik değil niceliklerin önce cıktığı anlardır kayıt altına alınıp ileride kullanılabilir olanlar)

Bu paragrafta biraz mola... Biliyorum yazı çok dağınık bunun sebeplerinden biri benim yazım kabiliyetimin körlüğü, ikincisi konuşmacının dağınık bir biçimde anlatması, son olarakta çok hızlı konuşuyordu Barbaros bey. Şimdi sosyal konularla devam ediyoruz artık.....

Herkes başka milletten kültürden ekonomik sınıftan olamaya çalışıyor sürekli, ama cinsiyet, milliyet din, sosyo ekonomik sınıf vb özelliklerimizi kendimize yakıştırabilmek önemlidir. Bundan sonra kamburu donanıma çevirebilmek kalıyor geriye. Bunu başarınca insanın dünyası dışarıdan gelecek en ufak hakeretlere karşı dayanıklı olur. Bu sayede o küçük dünyası başına yıkılmaz. (Milliyet din vb derken AB'nin bayrağında ki 13 havariyi simgeleyen yıldızlardan konu açıldı. Abaca AB Hristiyan kulubümü diye konusuldu biraz. Konuşmacının pek tereddütü yoktu gördüğüm kadarı ile.)


Herkes 15 dakikalığına ünlü değil, herkes 15 dakikalığına rezil olacak (Orjinal laf - başıma geldi!)


Bugünün gençleri üzerinde hoşuma giden bi gözlemi var konusmacının Ordovisyal diyor bugünün gençlerine yani “ televizyonda kaplanı görüyolar; şirin, sevimli bi yaratık ama onna hiç dokunmadılar, koklamadılar, hissetmediler sadece görüyolarlar. 5 duyu ile gördükleri şeyi tam olarak yaşamadılar. Hatta kişi sahipse 6. hissi ile de yaşamalı hayatı diyor konuşmacı.

Konuşma boyunca ilginç anılarından zaman zaman haberdar olduk... Şöbiyet güzeli gibi kişilerin ilginç durumlarına hakkında detay ve isim vermicem tabii... Sanırım başına dert olmuş bu tarz söyleşilerde söyledikleri tüm konuşmayı kayda aldırdı Barbaros bey sonradan ben böyle bir şey demedim demek için... Neyse amacımız dedikodu yapmak değil.... Ama şunu gördüm dedikodu her zaman prim yapıyor, Odtüde bile (Anılar dikkatle dinlenildi)...

Hımm gelelim terzilik ve politaka üzerine... Musolline, Churchill, Asil Nadir ve bir kaç tanıdık simadan bahsetti Barbaros bey. Hepsininde annleri terzi imiş. Şöyle bir durum varmış; zengin güçlü adamların karıları kuaförde veya terzi de iken kocalarının kirli çamaşırlarını ağızlarından kaçırırlarmış. Zaten 5 meslek varmış terzisi ol (çıplak bırakırsın), bakkalı ol (aç bırakırsın), avukatı ol (yasadışı işlerini bilirsin), doktoru ol (mahremine girersin) ve öğretmeni ol (isteğini cahil, istediğini mürit yaparsın) dermiş dünya üzerinde ki demokrasiyi kontrol eden malüm guruplar...

Notlara baktımda! moda varmış biraz daha sonralara doğru... Barbaros bey rakabet edemiyormuş malum modacılar ile kapatıcam diyor, “onlar karı satıyo ben elbise rekabet edemiyoruz” tabii espri bu.

Yazının sonlarına gelirken Barbaros beyin asıl vermek istediği şeylerden bahsedelim;

--- Mesaj vermek için semboller gereklidir. Sanırım bu konuşmasında ki sembollerden biride “yürümeyen arabalar ile yürüyen çamaşır makinaları idi” malumunuz eski merdaneli ayaklı zangır zangır titreyen çamaşır makinaları.

--- Marka olumuyor marka doğuluyor. Uluslararası bir kaç markadan örnek verdi; Gucci atların aristokrat aileler tarafından kullanıldığı devirlerden beri Gucci'nin at nalı logosu varmış.

--- Hayal satmayı bilmek “yazar bir hanıma derin sırt dekoltesi olan bir elbiseyi satarken ....cığım sen arkadan bakılacak kadınsın diyerek sattığını anlattı. Elbiseyi alan hanım sonradan hiç giymemiş :D”

--- Barboros bey küçük siyasi tepkiler verin diyor. Kimseye zarar vermeden bu kadarda apolitik olunmaz babında. Birkaç anısı var 40 gün 40 yavşak(kavşak) gibi :D


-- İlginç bir sebepten çok sanslısınız dedi. 6 ay içinde Türkiye'deki inanılmaz olayları ve değişimleri gözlemleyebilecek insanlar olduğumuz için.

Şöyleşi sonunda 3. Sınıf Hamur Kağıda Matbaa Mürekkebi Hayatlar isimli kitabını imzalatıp, salondan çıkarken. Barbaros Şansal hakkında düşüncelerim şöyle şekillenmişti; Sırf kendi hayatını yaşamak değil ; içinde yaşadığı toplum için de bişeyler yapmak isteğinde olan, aristokrat bir ailenin çatal dilli, istanbul beyefendisi çocuğu. Sosyal konularda kendi fikirlerine sahip ve bu fikirleri sağlam temeller üzerine oturtmuş bilinçli bir birey. Hiç beklemediğim kadar orjinal bir milliyetçi, beklemediğim kadar orjinal bir kominist, yine beklemediğim kadar dini konulara duyarlı bir entellektüel.

Burasıda yazıya ikinci son; (Bu paragraf başkası tarafından yazılmıştır)

-Kesinlikle etkileyici,espirili, hareketli ve çok eğlenceli bir insan kendisi…fakat bu sadece görünen yüzü…içinde ise oldukça duyarlı ,mükemmeliyetçi ve belki de çocuk ruhlu biri yatmakta Barbaros Şansalın…ki bu iki farklı kişiliğin doğal sentezinde yatıyor onun farkı!...

Sanırım..tam da işte bu yüzden, “modacı olunmuyor…modacı doğuluyor”

Yusuf Ziya Aydın


  • Takip Edin Tekstil Tasarım on Twitter Tekstil Tasarım on Facebook
Copyright @ 2006 - 2009